Ünlü bir hikâye vardır:
Bir adam, yıllarca her gün motosikletiyle sınır kapısından geçerken arkasında iki büyük çuval taşır. Sınır polisi, her defasında çuvalları didik didik arar ama yalnızca kum bulur. Bu durum yıllarca sürer.
Sonunda emekli olan polis, dayanamayıp sorar:
“Yıllarca ne kaçırdın Allah aşkına?”
Adam gülümseyerek cevap verir:
“Motosiklet.”
Bu hikâye, işletmelerde sıkça yaşanan bir durumu mükemmel özetler. Çalışanlar ve yöneticiler çoğu zaman küçük detaylara, günlük aksaklıklara odaklanır; ama asıl değer yaratan süreç akışları, stratejik kaynaklar ve iyileştirme fırsatları gözden kaçar. Tıpkı polisin kum çuvallarına takılıp motosikleti görmemesi gibi, biz de çoğu zaman sürecin içindeki asıl “motosikleti” fark edemeyiz.
Süreç Körlüğü Nedir?
Süreç körlüğü, bir işi yıllarca aynı şekilde yapmanın kişiyi veya kurumu o sürecin hatalarına ve kayıplarına karşı duyarsızlaştırmasıdır. Tekrarlanan işler, zamanla sorgulanmaz hale gelir; “zaten böyle yapıyoruz, demek ki doğrudur” anlayışı yerleşir.
Görünürde her şey yolundadır — raporlar zamanında hazırlanır, üretim aksamaz, toplantılar planlandığı gibi yapılır. Ama bu düzenin ardında fark edilmeyen bir sessizlik vardır: kimse artık neden böyle yaptığını sormaz, kimse daha iyisini aramaz.
İşte o noktada süreç körlüğü başlar. Küçük ama kritik detaylar gözden kaçar, verimlilik düşer, yenilik kaybolur. Çalışanlar fikir üretmeyi bırakır; çünkü “zaten her şeyin bir yolu vardır” düşüncesi yerleşmiştir. Müşterinin sesi de bu sessizlikte kaybolur. Süreçler artık müşteriye göre değil, kendi alışkanlıklarına göre yönetilir.
Zamanla monotonluk motivasyonu aşındırır; “işini iyi yapmak” duygusunun yerini sadece “işi bitirmek” hissi alır. Dışarıdan bakıldığında sistem hâlâ işler görünür, ama içeride gelişimin yerini durağanlık almıştır. Tıpkı yıllardır aynı manzaraya bakan birinin, artık o manzaradaki değişimi fark etmemesi gibi…
Süreç Körlüğü Neden Oluşur?
İnsan zihni alışkanlıklara dayanır. Rutinler güvenli, tanıdık ve konforludur. Bu konfor, farkındalığı azaltır. Günlük hedeflerin baskısı, işi sorgulamayı geri plana iter.
Ayrıca kurum kültürü de bu körlüğü besler: Yıllardır aynı şekilde işleyen bir sistem, çoğu zaman “doğru” kabul edilir. Kimse değişiklik önermeye cesaret edemez.
Bir de görünürlük sorunu vardır. Sürecin gerçek performansına dair açık veri ve geri bildirim eksikse, sorunlar fark edilmez. Böylece süreç körlüğü sessiz ama güçlü biçimde gelişir; hatalar görünmez hale gelir, işletmenin potansiyeli yavaş yavaş sınırlanır.
Peki, Bu Körlükten Nasıl Kurtulunur?
Süreç körlüğünden kurtulmak, bir işletmenin yeniden “görmeyi öğrenmesi” gibidir. Ancak bu, bir anda olmaz. Gözün alıştığı manzarayı yeniden fark edebilmek için önce görmeyi istemek gerekir.
1. Sorgulamakla Başla.
En güçlü adım, basit bir sorudur: “Neden böyle yapıyoruz?”
Bu soru, kimsenin dokunmadığı noktaları görünür kılar. Yıllardır otomatik olarak sürdürülen adımların yeniden düşünülmesini sağlar.
2. Dış Gözün Gücünden Yararlan.
Uzun süredir aynı süreçte olan biri için hataları görmek zordur. Bu nedenle farklı departmanlardan ya da dış danışmanlardan geri bildirim almak, kör noktaları aydınlatır. Tıpkı yıllardır aynı tabloya bakan birine, uzaktan bakan birinin “şurada bir detay var” demesi gibi…
3. Çalışanları Sürece Dahil Et.
Süreçleri en iyi tanıyanlar, onları her gün yaşayan kişilerdir. Onlara sadece görev değil, söz hakkı da verildiğinde farkındalık artar. Herkesin “daha iyisi mümkün” duygusuyla katkı verdiği bir ortamda süreçler yeniden canlanır.
4. Görünürlüğü Artır.
Verileri paylaşmak, performansı şeffaf biçimde izlemek, küçük iyileştirmeleri görünür kılmak farkındalığı canlı tutar. İnsan gördüğünü unutur ama hissettiğini hatırlar. Bu yüzden her küçük gelişmenin etkisini hissettirmek, organizasyonun yeniden öğrenmesini sağlar.
Sonuç: Görmeyi Hatırlamak
Süreç körlüğü çoğu zaman başarısızlıkla değil, konforla başlar. Çünkü işler kötü gitmiyordur; sadece daha iyiye gidebileceği fark edilmemiştir.
En tehlikeli yanı da budur: sistem çalışıyormuş gibi görünürken gelişim durur.
Gerçek dönüşüm, hataları aramakla değil; alışılmışı sorgulamakla başlar.
Bir işletmenin yeniden öğrenebilmesi, yeniden görmeye cesaret etmesine bağlıdır.
Unutmamak gerekir:
Yol hep aynı kalmaz.
Değişen dünyada ilerleyebilmek sadece yürümekle değil, nerede yürüdüğünü fark etmekle mümkündür.







